Bu blogda Turkce karakterler kullanmayacagim. Sirke de kullanmayacagim. Kizartma da yok. Yani her sey cok kolay!
Edit: Vazgeçtim. Hepsini de kullanacağım!

17 Temmuz 2017 Pazartesi

Oha-Resmen-Başardık-Mantısı!

Mantı. Hepimizin kutsalı. Kimsenin kutsalına el uzatmak istemezdim ama uzatmadan da yapılmıyor meret. Hem ne kadar çok el, o kadar iyi… 

Malzemeler:
- 8 tane el. (Her zaman söylediğim gibi, mutfakta matematik önemli.)
- Bir akıllı telefon. (+ Şarj aleti)
- Şarap. (Toplam el sayısının yarısı kadar şarap bardağı. - Bkz. “matematik”)

Diğer ıvır zıvır malzemeleri listelemeye gerek duymuyorum. Yukarıdakiler tamamsa başlayabilirsiniz.

Önce aranızdaki en beceriksizin kim olduğuna karar verin. Bu aşama önemli. Joker seçiyorsunuz. Ebe de diyebiliriz. Maymun da olur… Sınırları zorlayın bence. 

Kalan üç kişi bilekleri sıvıyor. 

Bir kocaman kaba un, tuz, yumurta ve su koyun. Miktarları çok önemli değil ama merak ediyorsanız Google’a sorun. Gerçi her sitede farklı bir şey yazacak, kafanız karışacak. Boşverin bence.

Sonra başlayın yoğurmaya. Bu aşamaya kadar sakinliğinizi korumaya çalışın. Hamura duyduğunuz saygıyı hissettirin. Çok tantatana yapmayın. 
Malzemeler birbirine karıştıktan sonra Joker kişisi şarap servisine başlayabilir. Tabii, geleneksel olarak büyükannelerimiz, ninelerimiz hep şarap eşliğinde mantı yapmıştır. Matematik kadar önemli bir şey de ananelerimiz…

Yoğurma işlemini A kişisi parmakları iyice yorulana kadar sürdürsün. İyi olur. Hamuru bir orasından bir burasından güzel güzel mıncıklasın. Atsın. Tutsun. 



Bu esnada B kişisi de başka şeyler yoğursun. Mesela kıyma! C kişisinin minik minik doğradığı soğanları da koysun kıymanın içine. Tuz da koysun. Karabiber de koysun. 


Artık J kişisinin görevi çok önemli: Müzik! İyi bir mantı yapımında şarap kadar müzik de önemlidir. Akıllı telefonu alsın eline, artık Youtube ne verdiyse…  


Halaylar falan çekildiyse o hamurun çektiği işkence de yeter artık. Dursun A kişisi! 

Sonra hamurunuzu şöyle şöyle bezelere ayırın:


Sonra bezeleri aynı kaba geri koyun, birbirlerine yapışsınlar, tekrar ayırın. Neden? Çünkü neden olmasın! 

-> İşaretli satır.

Sıra geldi artistik olaylara! Evet, hamuru açmaktan bahsediyorum. Daha önce uslu bir çocuk olup bir büyüğünüzü güzel güzel izlediyseniz bazı hareketler kapmışsınızdır. Kapmadıysanız içinizden geldiği gibi davranın. Sonuçta o hamur incelecek. Amacımız bu. ABC kişileri sırayla hamur açıp sidik yarıştırabilirler. 



Yarıştırmak demişken, biliyorsunuz ki mantı demek yarışmak demek. Mücadele etmek, karşı çıkmak demek. O zaman mantının felsefesine (Felsefe de önemli, söylememe gerek yok) yaraşır etkinliklerle taçlandırınız bu maceranızı. Örneğin şarkı yarışması yapın! J kişisi bir saksı değil, dikilmesin öyle boş boş. Eski şarkıları ilk 5 saniyesinde tahmin etmece oyununu yönetsin. ABC kişileri yarışsın. Mantının derinlikliklerine inip ruhunu dışavurmak için bunlar hep çok önemli. (O değil de, bir zamanlar Grup Vitamin vardı. Hey gidi…)

Oldu mu hamurunuz incecik ve yusyuvarlak? 


Hah, şimdi kesme zamanı. Tahmin edin mutfakta ne çok önemli? 

Tabii ki de geometri! Sonra, sınırlarını bilmek...


Ha bir de kiralık evin tezgahını doğramamak. 


Hamurunuzu 'kare'lere böldükten sonra, her bir parçanın üzerine B kişisinin yoğurduğu kıymalardan ‘cimcik’ler kopararak dizin. Bir taraftan da kareleri kapatma -bükme de denir- işlemi başlasın. Cimcik dizme ve kare bükme işlemleri öylesine iç içe geçmeli ki, J kişisi ABC kişilerine bakıp altı kollu bir ahtapot görmeli. Çünkü mantı demek, ahenk demek!


Tabii ki kare bükme işleminin üzerinden bu kadar hızlı geçmeyeceğim. Biraz ayrıntı hakeden bir aşama ama sözcüklerle anlatmak imkansız. Neyse ki giflerimiz var: 


Büktüğünüz hamur tanelerini de düz bir yüzeye, birbirlerine pek de değdirmemeye çalışarak serin. 


Ama onlar değecek, sözünüzü dinlemeyecek, yapışacak. Kısmet… Nasılsa midenizde çemçük olacak o hamurlar, bırakın şimdiden olsunlar:


Bundan sonra biraz tekrara gireceksiniz. Tekrar ederken ustalaşma olasılığınız var ama çok da kasmayın. Zor. Yukarıdaki işaretli satırdan itibaren hamur bitene kadar tekrar tekrar aç-kıymala-bük, aç-kıymala-bük, aç-kıymala-bük… Şarkı yarışması da devam tabii. Kim daha güzel hamur açtı, kim daha güzel kesti, kim daha güzel büktü… Bütün sidik yarışları devam. Çünkü neydi? Mantı demek mücadele demekti. 


Sonra şöyle bir uzaklaşıp eserinize bakın. Nasıl? Doyar mı herkes? Doğru cevap: Hayır! Mantı asla yetmez! Zaten J kişisi de baymıştır artık kesin sizi müziklerle. Bir posta da o hamur yoğursun, acımayın. Hoooop, her şey baştan. Ama sorun değil, ustasınız artık! 

Eveeet, son aşama. Pişirmek! 

Ben buradan sonrasını tam hatırlamıyorum, tarif edemeyeceğim. Açlıktan bayılmış olmalıyım. İşte kaynar suya koyun mantıları, pişirin, üstüne sos yapın, sarımsaklı yoğurt yapın falan, bişeyler bişeyler… 

OHA-RESMEN-BAŞARDIK! 


Şimdi sorular (Çünkü mutfakta cevaplar önemlidir):
- 8 tabak mantı 8 elle 8 saatte yapılıyor, 8 dakikada yeniyorsa, mutfakta kaç tane beyin vardır? 
- Mantı nedir? Ne değildir?
- İnsan vücudunun kaçta kaçı mantıyla dolduğu zaman nefes alamayacak kadar şişer? 
- İnsan midesinin kendi yumruğu kadar olduğu doğru mudur? Kesin bilgi mi?

- Kahvaltıya simit mi yapsak, gevrek mi? 

22 Mayıs 2015 Cuma

Lahmacun Denemesi V 2.0

Yine konuk yazar. Bu kez yaziya karismamam icin bana $5 verdi. 4 tane hatasini duzeltip hata basi $1  daha aldim. Kendisine toplam $45 olan borcum $36 kaldi boylece. Yani blogumdan ilk kez para kazandim!!!

------------------

Düzenli takip eden okurlarımın da bildiği gibi, daha önce başarısız bir lahmacun denememiz olmuştu. Hatırlar gibi oldunuz, değil mi? Evet dediğinizi duyar gibi oluyorum.

Ya bırakın allasen sevgili okurlar, tamam o lahmacunu yaptık ama bloga hiç yazmadık ki. Denedim ben sizi, hemen atlıyosunuz. Tahta gibi bişiy olmuştu. Fotoğraflarını falan çektik yazalım diye, sonra kaldı gitti, unuttuk yani. Neyse, uzun lafın kısası bu ikinci denememiz. (Spoiler ---------> Olmadı)

Malzemeler
Yarım kilo kıyma
Bir adet büyükbaş soğan
Arzuya göre sarımsak (Niye olmasın yani)
Bolca kimyon (Yan kavanozdaki tarçın sizi kandırmaya çalışacaktır, koklamadan dökmeyin.)
Lavaş ekmeği
Yeterince aç - ne yediğini çok da sorgulamayacak tüketici

Şimdi efendim, önce lahmacun hamuru konusunu bir ele alalım. Çünkü lavaş ekmeğiyle lahmacun yapıyo tembel herif dedirtmem ben kendime. Yani diyecekseniz deyin, ama önce bir sorun, neden yaptım? Bilmediğiniz gibi önceki denememizde hamuru kendim yapmıştım. Elde ettiğimiz hamur sunta bisküvi kıvamında olunca, hamur işini profesyonellere bırakalım dedik. Önce pizza base alıp onu inceltmeyi düşündüm ama onun hazır pişmişi var, lavaş. Hem de daha yumuşak yani. Bence süper olur diye düşündüm. Yani valla tembellikten değil. Çok düşünülerek verilmiş zekice bir karar. Ama siz derseniz ki ben illa kendim açıcam hamurunu, buyrun açın efendim. Sonra güzel olursa gelip bana hava atmayın da n'aparsanız yapın yani.

Eveet, hamur işini hallettiğimize göre lahmacunumuzun harcını hazırlamaya başlayabiliriz. Öncelikle soğanlarımızı ince ince doğruyoruz. Bizde normal soğan kalmamış, ben o yüzden kırmızı soğan kullandım. Kırmızı soğanlarımızı (Aslında mor ama niye kırmızı diyoruz bilmiyorum) açık ateşte pembeleşinceye (Ya ne pembesi mor diyorum) kadar çeviriyoruz. Ben soğanda kısık ateşe karşıyım, şöyle bi yakın yani bişiy olmaz. Sonra kıymamızı soğanların üstüne ekleyip azıcık kavuruyoruz. "Lahmacun yaparken kıyma kavrulmaz ki dediğinizi duyar gibiyim. Ama sevgili okur, lahmacunun altı pişmiş yani sonuçta, o ayrıntıyı atlamayın. Altı pişmiş üstü pişmemiş, sonra yine kıymalı tahta yeriz lahmacun diye. Bu nedenle kıymayı önceden kavuruyoruz. Ama nasıl olsa fırına atacağız yani, çok da kavurmayın. Hafif penbe penbe kalsın böyle. Lafa daldık, kimyonu tuzu unutmadınız di mi?

Lahmacun harcımız da hazır olduğuna göre, artık lavaşımızın üstüne harcımızı (bilerek kıyma demiyorum, sanki de hakkaten harçmış gibi oluyor. Önce kendimizi inandıralım ki yerken lahmacun gibi hissedelim) tepeleyebiliriz. Çok koymayın, böyle bi lahmacuna benzesin. Ama usta malzemeden çalmış da demesinler, az da olmasın yani.

Önceden 180 derecede ısıttığımız fırına hazırladığımız lahmacunlarımızı atıyoruz. Ben diyeyim beş dakika siz deyin on dakika pişiriyoruz. Yani tam kaç dakika bilmiyorum ama işte lavaşı bi dürtün böyle, sertleşmeye başlamadan önce çıkarın.

Eveeet, işte lahmacunumuz hazııır! Lahmacun olduğu biraz daha belli olsun diye arasına maydonoz koyup dürüyoruz. Evet bu fotoğraftakiler maydonoz olmayabilir. (Afedersiniz öyle lahmacuna böyle maydonoz)

Artık lahmacunumuz afiyetle yemeye hazııır! Artık ister tortilla deyin ister wrap ister lahmacun. Ben şahsen lahmacun demeyi tercih ediyorum. Lahmacun. Lahmacun. Lahmacun. Lahmacun. Şimdi bunu buraya kırk kez yazarım ama ne gereği var. Siz şunu kırk kez okuyun: --------> LAHMACUN.

Not: Bu seferlik fotoğrafları aralara serpiştirmiyorum. Ne yalan söyliyim üşendim. Beş dakikada yaptığım yemeğin yazısına 15 dakikadan fazla ayıramam afedersiniz. Bugün ben bi asabiyim galiba ya niye böyle bilmiyorum. Siz benim kusuruma bakmayın.

Not 2: Bir taraftan bu yazıyı yazarken bir taraftan şuradaki gibi bir muhabbet içindeyiz, mailler geliyor mailler gidiyor, ondan asabi olabilirim. Ama aslında komik yani, niye asabiyet yapıyorum ki.















17 Mayıs 2015 Pazar

Pancarli Kekkap

Hani olur ya, evde 3 kok pancar vardir da nasil degerlendirsem diye dusunursunuz, protein tozu katkili atistirmalik minik seyler yapasiniz vardir ama tam olarak nasil yapacaginizi bilemez de tarif bakarsiniz, sonra karsiniza pancarli kapkek tarifi cikar, “iste bu!” dersiniz… Hmmm… Olmadi mi hic? 

Neyse…

Her sey istemekle baslar. Once istiyoruz. Soyle bir sey istiyoruz: https://wholefoodsimply.com/red-velvet-truffles/ Icine biraz da protein tozu katmak istiyoruz ki, spora basladik ya, daha bol protein ihtiyacimiz var. Sekerli tatlilar yerine sekersiz ama tatli ve proteinli seyler yiyoruz ya…  Ama daha once bundan yaptik diye biraz da degisik bir sey olsun istiyoruz, tarif bakiyoruz. Ben cok baktim, siz sanslisiniz ki hem dusunulmusu, hem arastirilmisi, hem yapilmisi var. 


Ama yine de bosverin siz onu…

Malzemeler soyle: 

- Firinizimizi onceden isinsin diye aciyoruz. (Ben sonradan pisman oldum icine patates, sarimsak bisey atmadim diye. Biraz uzun surecek, simdiden atin bisiyler, pissin.)
- Tarifte “ground almonds” diyor. Yani yerle bir edilmis badem. Yoo yoo yere dokmekten bahsetmiyor! Yanlis anladiniz yahu!!! 
Elimizde hali hazirda ‘ogutulmus’ badem olmadigi icin, bademleri mutfak robotunda (gormemisin robotu olmus) ogutuyoruz. 
- Hazir robotu kirletmisken atiyouruz pancarlari da ustune. Ooohh…
- Bi iki karistirip sozde “grated” yani rendelenmis pancar elde ettikten sonra,yumurta, vanilya, tarcin, kakao, bal, kabartma tozu ve yagi da ekliyoruz.
- E hani maksat protein tozlu bisiyler yapmakti? E biraz da ondan koyuyoruz madem.
- Bir guzel karistiriyoruz 15-20 saniye falan.

Simdi bu karisim dursun bir kenarda. Basladigimizdan beri kafamizi kurcalayan bir soru vardi ya hani, onu artik acilen cevaplamamiz gerekiyor: Kapkek yapmak icin gereken minik minik kagit kaplarimiz ya da kapkek kalibimiz yoksa nasil yapariz?!!! 
1- Normal bir firin tepsisinde yapariz. E zaten baska neyde yapacagiz? Yoktan var mi edecegiz kalibi?
2- Yoktan var ederiz! 

Eder miyiz lan? Ederiz ederiz! 

Firin kagidini alip elimize degisik sekillerde buzusturup buzusturup atiyoruz. Sizin o kadar atmaniza gerek yok cunku ben olmayan sekilleri tecrube ettim: Bardagin icine tepistirip, ciktiginda bardagin seklini almasini ummayin, almiyor. Ayni sey baska sekildeki yumusak ya da sert har hangi baska kaplar icin de gecerli. Mecburen elde sekillendirecegiz. Sekillendirmek derken, kulah yapmaktan bahsediyorum. Biliyorum “herkes kulah yapabilir!” Sonra o kulahlarin dibini kiviriyoruz, tepsinin icine bastiyoruz. Al sana kapkek kalibi!!!  

Her sey cok yolunda gidecek nasilsa, buradan faydali-paylasmaya deger bir tarif cikmaz diye su ana kadar fotograf cekmemistim. Ama bu noktada baylasmaya karar verdim. Daha dogrusu mecbur kaldim. Baksaniza su kaplarin sekerligine!

Tepsiye dizerken onemli olan sey kaplar arasi dayanisma. O yuzden o kocaman tepsiden cikarip daha kucuk bir tepsiye diziyoruz kaplarimizi. 

Bir tuyo daha: kaplarin siz ugrasirken ozgurce dolasmalarini istemiyorsaniz azar azar karisim koyun diplerine, agirlik yapsin. 

Hepsini guzel guzel doldurunca atiyoruz firina. Artan karisimi yaliyoruz. (Sonradan biraz mide bulantisi olabilir. Normal.)

Tarife gore 45 dakika pismesi gerekiyor. Ben bu sureyi bu tarifi yazarak geciriyorum.  Tam su anda 40 dakika oldu. Cok guzel kokular geliyor firindan, kontrol ettim. Karisim hala sivi! Hic de pisecek bir sey gibi gorunmuyor. Hadi bakalim….


1 saat oldu hala pisme belirtisi yok. Neyse ki, Ozan geldi de “160 derecede pismez ki!” dedi. 180 yapin siz onu.

——— Aradan zaman gecer ———

E artik kagit yanmaya baslayinca firindan cikariyoruz.

Sonuc:
Basarili. Cunku kulahtan bozma kagit kap gayet de guzel is gormus. (Amac o degil miydi?)

Bir sevimli suslemeyle lezzetli gorunmeyecek yiyecek yoktur! 
*Dondurma temsilidir. Tatlinin "tat"ini temsil ediyor. Gerisi de hep cok lezzetli olmus zaten.

Afiyet olsun... 

Not: Bal koymustuk ya hani goz karari... Artirin onu. 5 kat olur-8 kat olur farketmez, elinizi korkak alistirmayin. Bir de pancarin hepsini kullanmak zorunda degildiniz ama... Napalim artik...









13 Mayıs 2015 Çarşamba

Princsiz pilav yapmaya calisirken mercimeksiz mercimek koftesi yapmak

Basligi birkac kez okudunuz ve hala anlam vermeye calisiyorsaniz soyle yardimci olayim:

Bununla da yetinmediniz devamini duymak istiyorsaniz anlatiyorum: 

Dedik ya hani saglikli besleniyoruz artik falan diye… Karbonhidrati azaltmak  amaciyla pilavin yerini karnabahar pilavi ile doldurmaya karar verdik. Spor salonundaki egitmenimin verdigi basit tarifi buzdolabina miknatisladim. (Ciktisini alip miknatislayin siz de, bu ilk asama ve onemli.)

Tek problemimiz mutfak robotumuzun olmayisiydi. O yuzden her seyi elde dograyip, cok alakasiz bir sey elde etmistik. Bir de tabi bu kadar sebzeyi bu hale getirmek bir suru de saat aliyor.  Mini mini sebzeler de guzel seyler ama. Baska yemeklerde de ise yariyor hem. 

Gelelim biz ne yaptik… (Dis ses: GENE NE YAPTINIZ?!!)

- Once mutfak robotu aldik! Evet sirf bunu guzelce yapabilmek icin. Sanirim 2 ay falan oldu alali, bu da bilmem kacinci denememiz. Bir turlu basaramadik. Tarife uymamamizla belki bir ilgisi olabilir ama cok da zannetmiyorum. 

(Not: Dikkat ettiyseniz hep bizli bizli konusuyorum. Neden? Cunku ben tarife uyalim diyorum hep, o uymuyor. Yine de kabahatin yarisini ustlenebilecek kadar olgun bir insanim.) 

- Dolaptan sebzeleri cikardik. (Havuc, karnabahar, brokoli, datli patetes, biber, kabak) 

- Havuclari rendeledik

- Datli patatesleri mikrodalgada 5 dakika pisirdik. Yumus yumus oldu. Pure yapsak olurdu, ama yapmadik. Devam ettik. Belki de daha az pisirsek hayalimizdeki sonuca bi tik daha yakin olacaktik. Ya da belki pure yapip bu yemege katmasak yine hayalimizdeki sonuca bi tik daha yakin olacaktik.

- Kalan her seyi de robotta pincik pincik edip kocaman bir kapta karistirdik.

- Tavaya azicik macadamia yagi (cok havali-saglikli yaglar kullaniyoruz.) koyup bu acayip karisimin yarisini pisirdik. Zannediyoruz ki pisince duzelecek. Nerdeee!.. Pelte pelte bisey oldu. (Ben oyle kakali makali konusmuyorum Ozan gibi. Ama konusuyor olsaydim su anda konusurdum.)

- Sonra nasil oldu anlamadim, bi baktim kofte olmus!

Tadi da bildigin yesil mercimek koftesi! Degisik sebzeleri karistirip mercimege nasil ulasilacagini bulduk resmen! Bilim insanlari gibi biseyiz dogrusu!!!  


Hani yarisini pisirmistik ya, sonra obur yarisini da pisirdik ayni sekilde. Pisirirken Ozan dedi ki “aslinda var ya buna yimirta giracan haa!” Ben de dedim ki “he yaa! Girsak ya.” (Evet biz kendi aramizda boyle konusuyoruz.)

- Yumrtayi kirdik-cirptik-doktuk. 

Ama cirpilmis yumurta bizim peltenin uzerine durmayi reddetti. Gidip etrafini sardi! Bence cok komikti. Baya guldum. Neden guldugumu anlamak icin tarifi uygulamaniz gerekecek malesef. Kelimelerle ifade edimiyorum. 
Ya da dur deneyeyim, bosu bosuna ugrasmayin: Yumurta akti gitti durdu. hahahhaha! 
Yok yaa olmuyo. Yapmaniz lazim. :) 

Neyse yani… Aksam yemeginde bu vardi sonuc olarak:

Afiyet de oldu gercekten.

--

Not: Et bir gun onceki mangaldan kalma. Bir gun usenmezsem “herkes mangal yakabilir” baslikli da bir tarif yazacagim galiba. 

Not 2: Ben cep telefonuyla daha guzel fotograf cekiyordum valla! Bu apperture mudur nedir hep bulanik bulanik yapti her seyi. :/ 

10 Mayıs 2015 Pazar

Latife’nin Çakma Mozaik Pastası ve Muz Yemis Manda Tatlisi

Konuk yazar dedim, bagrima bastim, iyice tepeme cikti! Neredeyse bloguma el koyacak. Bi de boyle afralar tafralar, "sevgili okuyucum" diye hitap etmeler falan... Terbiyesizlik! Neyse... “Muz Yemis Manda Tatlisi" yapti, ben de tatliyi yedim. Guzel olmustu, onun hatirina yayinliyorum bu tarifi. Bu tarifi derken, aslinda 2 tarif var, ondan bu kadar uzun. (Bi de kocamin gevezeliginden tabi.) Tariflere baslik koymaya calistim istediginizi okuyun diye ama ic ice yazmis, mecburen hepsini okuyacaksiniz. Bir de sonucta benim blogum oldugu icin hic cekinmeden mor italik notlarimi ekledim.  Buyrun:

-----------

Sürekli okuyucularımın (Yani geçen haftaki postu okuyanların) bildiği gibi, geçen hafta krep yapmaya çalışmıştık. Oluşturduğumuz krepin analitik düzlemdeki varlığını tartışmış, gerektiğinde krizleri nasıl fırsata çevireceğimiz konusunda hep birlikte beyin cimnastiği yapmıştık. Akabinde Latife “Aslında oğlum o değil de sen bununla mozaik pasta yapacakmışsın lan, uff” falan demiş canımızı istetmişti. Yani tamam biraz çarpıtıyorum “Lan” falan demez yani Latife. Ama bu kibar tutum, mozaik pastamızın fikir annesinin Latife olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bu nedenle pastamızın adını “Latife’nin Çakma Mozaik Pastası” koydum.

Neyse, hemen tarifimize geçelim.

Malzemeler:
- Bir adet “Uff, oolum, mozaik pasta” diyecek Latife
- Kavanozların dibinde kalan kuruyemişler (Misal bi ceviz, badem falan işte)
- Bikaç çeşit meyve (Tutup da karpuz koymayın ha, sonra bana bu vicik vicik oldu diye gelmeyin)
- Bitter çikolata. Ne kadar bitter o kadar iyi
- Arzu edildiği takdirde protein tozu (Biz spora basladik da...)
- Hindistancevizi rendesi ve yağı
- Pekmez ya da benzeri aşırı tatlı tatlandırıcı.
- Pekmez kesmezse daha da aşırı tatlı tatlandırıcı olarak vanilya esansı (ama seker yok)
- Mutfak robotu
- Mutfak robotunu zamanında durduracak akıl - fikir
- Alüminyum folyo
- Buzlukta boş yer

Öncelikle ihtiyacımız olan, geçen haftaki tarifimizdeki tatağı elde etmek. Ancak bu aşamadan önce halletmemiz gereken bir şey var. Kuruyemiş! Yani bence mozaik pastaya fındık - fıstık çok yakışır, o da böyle puskevit gibi sert sert sonuçta. Kuruyemişleri mutfak robotu kuruyken - geçen haftanın tarifini hazırlamadan önce inceltmek iyi fikir, sonuçta kuruyemişler olabildiğince kuru kalsın isteriz. Onun için öncelikle dolapta dibinde azıcık kuruyemiş kalmış kavanozları boşaltıyoruz:

Ben fındık, kaju, ceviz, badem ve kabak çekirdeği kullandım. Siz artık hangi kavanozun dibinde az kalmışsa onu kullanın. Böylelikle boşalan kavanozu yıkar, taze kuruyemiş doldurursunuz. Mutfakta “Kazan - Kazan” politikası önemlidir.


Efendim sonra kuruyemişlerimizi mutfak robotunda inceltiyoruz. Bu aşamada dikkat etmeniz gereken husus, çok inceltmemek. Bakın mesela ben fotoğraf çekicem diye çok inceltmişim, daha bu aşamada kafamdaki mozaik pasta gitti. Yani ben düşünmüştüm ki bunlar çok daha kalın olsun, sonra geçen haftanın tarifindeki tatakları ekleyeyim, çokolat gelsin falan. İşte mutfakta bir anlık dikkatsizlik nelere gebe, görüyorsunuz. Bu da size ders olsun.

Hayır bi de çok yapmışım dibinde azıcık kalan kavanozları bitireyim diye. Ya kusura bakmıyosunuz di mi ben baya kaybettim rotayı, artık mozaik pasta yapmıyoruz. Afedersin Latife. <Kriz yönetimi mode on> Neyse halledicez durun bakalım. </Kriz yönetimi mode on>

Şimdi dikkat ederseniz elde ettiğimiz kuruyemiş miktarı ziyadesiyle fazla. Ben diyorum ki çalışmamızı ikiye bölelim, iki ayrı şey yapalım. Birinde çabuk bozulacak süt - meyve falan gibi şeyler kullanmayalım ki haftaya da yiyebilelim. Hayır bissürü olacak yani çünkü belli. Kim yiyecek bu kadar şeyi? Tamam, şimdi ilk partiyi - çabuk bayatlayanı yapıyoruz. Öncelikle dolaptan bikaç meyve falan çıkaralım:
(Yoksa sizin dolabinizda her daim dragon fruit yok mu?!!! Aaa!)

Meyveleri doğrayalım. Akabinde azıcık süt ekleyelim.

Kuruyemiş kıymıklarımızın yarısını falan da karışımımıza ekleyelim.

Geldik çokolat kısmına. Çokolatımız tadelle falan olmayacak tabi, sağlıklı bişiy yapıyoruz burda. Yoksa krep-nutella tarifi vermesini de bilirdim yani. Gerçi krep konusu biraz sıkıntılı (iyyy hatirlatma) ama neyse. Kısaca böyle çoğu kakao olan bi çokolat buluyoruz. 

Ooo, bakın çokolatımızın şekeri ne kadar da az. Misal Nutella olsa 100 gramında 66 gram şeker var. Oha yani afedersiniz. 30 gram yağ var. Yuh! Margarine şeker dök ye aynı. Neyse çok üstüne gitmeyelim şimdi, iki gün sonra Ozan Nutella kaşıklarken yakalanmış (O NUTELLAYI MASAMDA ISTIYORUM?!) diye paparazzilere falan düşeriz alimallah. Sonra uğraş dur.

Süper sağlıklı çokolatımızı bir bıçak vasıtası ile pinçik pinçik ediyoruz. Böylelikle daha kolay eritebiliriz. Belki pinçiklemeden de kolay eriyordur ama ben seviyorum pinçiklemeyi.

Çokolatımızı benmarı usulü eritiyoruz. İsveçli çikolata ustalarına göre çikolataya su değmemesi çok önemlidir. Bu nedenle lütfen dikkat edin, sıcak su bardağın içine sıçramasın.


Erittiğimiz çokolatı karışımımıza ekliyoruz.

Bardağın dibini keskin olmayan bir bıçak vasıtası ile güzelce temizliyoruz. (Keskin olmaması önemli, sonra bana “Dilimi kestim senin tarif yüzünden” diye gelmeyin.)

Şimdi bıçağı yalayacağımızı düşünüyorsanız büyük bir gaflet ve dalalet içindesiniz. Azıcık sabredin allasen.

Yaa, dedim ben. Azıcık bekleyince her şey ne güzel oluyor bak. Çokolatlı bıçağımızı şöyle iyice kuruyemiş kıymıklarıyla kaplıyoruz. Tüm yüzeyi kıymıklarla kapladıktan sonra bıçağımız yalamaya hazııır! (Bu asamada ev sakinleriyle paylasmaniz onerilir. Siddetle onerilir!)

Şimdi üzerine çokolat boca ettiğimiz karışımımıza geri dönebiliriz. İyice karıştırın çokolatla o diğer - tarif neredeyse bitmek üzereyken hala isim veremediğimiz - karışımı.

Bu aşamada tadına bakmak gerekiyor. Ben baktım, böyle acı acı - pis bisiy olmuş. Tabi Nutella değil %90 kakaolu bitter çokolat kullanmanın kötü tarafları da var. Ben tatlandırmak için azıcık muz, süt ve vanilya esansı ekledim.

Sonra karıştırıp bi daha baktım tadına. Valla olmuş yani bence, güzel. Kıvamı da fena değil. Hadi gene iyisiniz ha sevgili okurlar. Baya baya bisiye benzedi. Ben de şaşkınım.

Şimdi hazırladığımız karışımı bir tabağa aktarıyoruz.

Hindistanceviziyle - ya da ne bileyim başka bişiylerle süslüyoruz. Süslemezsek neye benzediğini sadık okurlarım (Oha daha ikinci yazıdayız ne sadığı kuzum?) (Oha hakkaten!) tahmin etmekte zorlanmayacaklardır.

Ve böylece bittii! Bir mozaik pasta değil belki ama baya böyle kek desen kek de değil, mmm, tart gibi zaten değil, kek hamurunu andıran ama pişme ihtiyacı olmayan, ben diyeyim fındıklı çokolat siz deyin “Muz Yemiş Manda Tatlısı” bişiy elde ettik. Normal koşullarda bunu dolaba koyup şöyle bikaç saat falan soğutmak lazım yemeden önce. Biz dayanamadık azıcık lüplettik. Soğuyup katılaşınca daha düzgün kesilir diye tahmin ediyoruz, bakalım, ilerleyen saatlerde bir test daha yapacağız. (Daha ne kadar ilerleyecek o saatler, bilmiyorum. Bir turlu yapamadik ikinci testi.) Lezzet iyi ama yani, onu söyleleyim. Bu manda işini biliyor. (Biliyor valla.)

--
Şimdi gelelim ikinci denememizeee. Hatırlarsınız, mozaik pastayı beceremeyince - ve tabi malzemeyi de yanlışlıkla haddinden fazla yapınca - iki farklı datlı yapmaya karar vermiştim. Az önce yaptığım lezzetli olan, ama çabuk bozulacak olan. Bu sanırım daha çikin bişiy olacak, çünkü ne bir meyve ne bir süt, hiçbişiy yok anacım, kuru kuru çokolat olacak. Du bakalım çıkmayan candan umut kesilmezmiş.

Öncelikle mutfak robotumuzun ucunu değiştiriyoruz. Zaten o diğer keskin olan uç yüzünden mozaik pasta yapamıyoruz. Her şeyi unufak etti otobüs kafalı. (Ismail ne alaka ya! Ille sokacak eski sevgilisini!) Hayır ben düşünmedim bari sen düşün, abi dur yeter de, inceltmiyim daha fazla de. Robot olacaksın yanı sonuçta. Terminatör yarısı sayılırsın. Beceremeyeceksen robot demeyelim, otomatik rende - ufalandırgaç falan diyelim. Neyse şeyapmıyım şimdi, sonra ona kadar saymak falan gerekiyo bissürü iş.

Efendim elde kalan kuruyemiş kıymıklarını, az bişiy hindistancevizini, ‘ben biraz da protein tozu koydum siz ister koyun ister koymayın’ı falan hepsini bu kendini robot sanan gerizekalıya dolduruyoruz. (Cok kabasin.)

Çokolatlarımızı pinçik pinçik yapıyoruz. (Gormemisin fotograf makinesi olmus, bi daha bi daha cekmis. Hih!)

İsveçli çikolata ustalarının “Çikolataya şu değmez” lafı doğru mu değil mi test etmek için çokolatımıza bire bir ölçüde sıcak şu ekliyoruz. Sonuçta İsveçli de değiliz çokolat ustası da değiliz afedersiniz. Ya güzel olursa yani, di mi? Zaten süt de koyamıyoruz çabuk bozulmasın diye, ne koyalım allaşen? Yağ mı koyalım böyle vıcık vıcık? Ha? Bi dakka ya aslında azıcık da yağ koyayım dur doğru diyorum ha. İki tatlı kaşığı hindistancevizi yağı ekliyoruz. Çokolatımızı bir güzel eritip karıştırıyoruz.

Akabinde ufalandırgacın içindeki kuru karışıma erittiğimiz çokolatı boca ediyoruz. Karıştırıyoruz. Bakın kıvamı nasıl da hoş oldu.

Tamam kıvam oldu. Peki tadı oldu mu? Yoo dostum yoo. Bildiğin acı lan bu! İşte %90 çokolat lobisi hep. Neyse, telaşa mahal yok, çözüm yolumuz çok. Ben bu acı karışımı tatlandırmak maksadıyla, birkaç kaşık hurma şurubu ekledim. Daha önce hiç kullanmadığım için, olur mu olur ha dediğim için hurma şurubunu tercih ettim, ama gözüm pekmezde kaldı. Neyse işte siz de tatlandıracak bişiyler seçer eklersiniz. Sonra şöyle bir karıştırdım, tadına baktım, acılığın çoğu gitmiş azı kalmış. Dedim ben buna azıcık da vanilya esansı ekleyeyim. Normalde - normal tatlılara birkaç damla falan yetiyor. Benimki normal olmadığı için şöyle bi yarım tatlı kaşığı falan koydum gitti. (Yarim tatli kasigi mi?! Yuh! E hani saglikliydik?)

Heh, oldu galiba. Yani hem kıvam iyi, hem lezzet iyi. Daha ne olsun? (Bu noktada mutfaga ben geldim. O yuzden sonraki fotograflarda 2 el var.)

Şimdi geldik işin püf noktasına. Püf nokta şudur ki, elde ettiğimiz karışımı mozaik pasta yapmaya çalışmayın. İçindeki partiküllerin boyutu bu yapıya uygun değil, toplum böyle bir mozaik pastaya hazır değil. Ne bileyim böyle tabağa falan koyun, soğutun, dilimleyin yiyin. Ya da işte top top yapın böyle, hindistan ceviziyle -tarçınla falan taçlandırın. Bilemedin ekmeğin arasına koyun yiyin. En doğrusu o yani. 

Ama biz yola mozaik pasta diye çıktık ve o mozaik pastayı yapacağız. Zaten çakma mozaik diyoruz. Hatta tarif bizim üstümüze kalmasın diye, “Latife’nin Çakma Mozaik Pastası” diyoruz. Yani olursa olur, olmazsa olmaz, bize ne? Sonuçta bi yerde Latife’nin tarifi yani. Hep onun ve ufalandırgacın suçu kötü olursa.

Karışımımızı bir spatula vasıtası ile alüminyum folyo üzerine aktarıyoruz. Aynı spatula vasıtası ile düzeltmeye çalışıyoruz. Olabildiğince dikdörtgen prizmaya benzeteceğiz.

Oldu bence. Baya baya mozaik pastaya benziyor. Kesitini görmediğimiz sürece sıkıntı yok yani. (Guzel gorunuyo haa.)

Mozaik pastamızı alüminyum folyo ile kaplıyoruz. Böylece hem buzlukta dış etkenlerden korumuş olacağız, hem yabancı gözlerden saklamış - biz açılışını yapana kadar lüpletilmesini engellemiş olacağız, hem de kimse bakıp “Bu ne biçim mozaik pasta?” diyemeyecek. Mutfakta “Kazan - kazan” önemlidir, ama “Kazan - kazan - kazan” daha da önemlidir.

Bu aşamada mozaik pastamıza buzlukta bir yer açmak gerekiyor, ki işin en zor kısmı bu. Kolay gelsin. (Avustralya'nin butun sucuklarini tepelemeseydin yer kalirdi. Ama sucuk onemli. Yine bkz. gecen haftaki tarif.)

İşte bittiii! Mozaik pastamız, daha doğrusu “Latife’nin Çakma Mozaik Pastası”, neredeyse yemeye hazır. İşte azıcık donacak, sonra buzluktan çıkarıp buzdolabına atacağız, sonra bi tadına bakacağız. Bizim elimizde zaten daha çabuk bozulacak olan “Muz Yemiş Manda Tatlısı” olduğu için buzluktan indirme aşamasını birkaç gün sonra yaparız. Artık olursa oluuur, olmazsa Latife’nin hatası olur. Olamaz mı? Olabilir. (Olamaz mi? Olabilir. https://youtu.be/WupdHJwijA8?t=330)


PS - Karım (ben!) bana doğumgünü hediyesi olarak yeni lens aldı, 1.4 apperture. Hevesimi alana kadar her şeyi 1.4 çekiyorum, fotoğraflar ondan böyle. Kusura bakmayın artık yani. Zaten çoğu tek elle çekilmiş şeyler. İnsan bi gelir yardım eder (!!!!!) sevgili okur. Afedersin bi elim çokolat bulaşığı diğeri yağ içinde. Bari gelmiyosunuz bi kitchen hand tutun fotoğrafçı ayarlayın asistan yollayın bişiy yapın kuzum. Bu şartlarda çalışamam ben.